ANKARA – Akademisyen Cem Somel, uluslararası sermayenin “Faaliyetleri başka ülkeye taşırım” tehdidinin ulusal sınırlara sıkışmış işçilerin taviz vermesi için etkili bir silah olduğunu söyledi. KED çalışanı Veysel Moray ise, krize karşı “demokratik topluluklar ekonomisi” önerisinde bulundu.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Emek, Ekonomi, Tarım ve Sosyal Politikalar Komisyonu tarafından düzenlenen “Ekonomi Konferansı” devam ediyor. Konferansın “Neo-liberalizm Çökerken Seçenekler” konulu ikinci oturumun kolaylaştırıcılığını HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay yaptı.
SARITAŞ: SİSTEM DIŞI DÜŞÜNMELİYİZ
Akademisyen Serap Sarıtaş, “Sosyal Güvenlik Hakkı” başlıklı sunum yaptı. Dünya Bankası gibi kuruluşlar tarafından sermayeden yana bakanların SGK primlerinin çok yüksek olduğu ve o yüzden emeklilikte gelirlerin düştüğünü argümanı sunduğunu belirten Sarıtaş, nedenselliğin hiçbir zaman sosyal güvenlik alanları etkilememesi gerektiğini söyledi.
Sarıtaş, şunları söyledi: “Güvencesizlikte, işsizlik mücadele etmeden, sendikalaşmayı savunmadan Türkiye’de emeklilik meselesini falan hiç kimse çözemez. Erdoğan EYT’yi çözemez dedim. Birincisi, emeklilikle ilgili sistemsel sorunlar çözülmeden emeklilik meselesi çözülmez. Erdoğan da bunu yapmaz. Geçmişte verdiği sözler bir yana gelecekte de uluslararası kuruluşlarla masaya oturabilir. Çok büyük sosyal güvenlik açıkları olduğundan değil. Türkiye’nin harcamaları OECD ortalamasının çok altında. Bu bakış açısı meselesi. Tek yapacağız sistem dışı düşünmek.”
SOMEL: ULUSLARARASI SERMAYE TEHDİT EDİYOR
Ardından iktisatçı Cem Somel, “Alternatifi İnşa Süreci” başlık sunum yaptı. Somel, bugün sınıf mücadelesinin ülke sınırları dahilinde yürütülemeyeceğini, emekçilerin karşısında ülkeler arasında faaliyet gösteren uluslararası sermaye grupları olduğunu söyledi.
Somel, servetten alınacak vergilerin emekçilerin refahını sağlayabileceğini belirterek, “Ama firmalar devletleri tehdit ediyorlar. Faaliyetlerini ülke dışına taşımakla tehdit ediliyorlar. Asgari ücret yapılırken, firmaların faaliyetlerini ülke dışına taşımaları tehdidi etkindir. Şu anda Türkiye’de Çin’e Hindistan’daki ücretlere gösterilerek tehdit edildiğini düşünebiliriz. Şirketler bu şantajla, işçilerin çalışma ve ücret şartlarında taviz vermeye zorlamaktadır. Bu şantaj bütün ülkelerde küresel sermayelerin ulus sınırlara hapsolmuş işçilere kullandığı etkili bir silahtır” ifadelerini kullandı. Somel, bu tehditlere imkan verilen politikalar değiştirilmedikçe emekçilerin refahının artmayacağını belirtti.
Somel, “Emekçilere çıkış yolu olarak iktisadi büyüme, İnovasyon, teknolojik atılım, rekabet gücünü artırmayı çıkartanlar ister sağcı olsun ister solcu olsun son kertede sosyal eşitliği ayyuka çıkartacak ve yeryüzünde canlıları tasfiye edece bir süreci telkin etmektedir” dedi.
BÜYÜKKARABACAK: METASIZLAŞTIRMAYI SAVUNMALIYIZ
Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) Temsilcisi, ihraç edilen öğretmen Mert Büyükkarabacak, AKP döneminde, 2002 yılından 2019 yılına gelindiğinde en zengin yüzde 10’nun toplam servetten aldığı gelirin yüzde 67’den yüzde 81’e çıktığını belirtti.
Asgari ücretlere değinen Büyükkarabacak, “2018 krizinde Euro bazında asgari ücrette net düşüş var. Net asgari ücret endeksine bakıldığında Türkiye’de 2008’den beri hiç gelir elde edilmedi. Büyümenin savunulmasının emekçiler nezdinde ne anlama geldiğini görüyoruz. Bu büyüme emekçileri büyütmüyor” dedi.
Dünyanın birçok yerinde isyanlar var farklı sebeplerle. İsyanlara rağmen nasıl devam ediyor neo-liberal politikalar. Küresel ölçekte bu kadar yıpranan, ipliği pazara çıkan bir sermaye birikim rejimi nasıl ayakta kalabiliyor. Bizim yetersizliğimiz çok önemli bir rol oynuyor. Alternatif ekonomi politikası geliştirememesinden kaynaklı.
Sistem dışı düşünmenin önemine dikkat çeken Büyükkarabacak, “Neo-liberalizm her şeyi metalaştırarak gelişti. Toplumun kendini savunma stratejisi olarak metasızlaştırmayı savunmak gerekli. Eğitim, sağlık, su, elektrik bir hak olmalı. Emeğin kendisini yeniden üretmesi için gerekli tüm metaların meta olmaktan çıkmasını sağlayan bir program oluşturulmalı” diye konuştu.
MORAY: DEMOKRATİK TOPLULUKLAR EKONOMİSİ
Kadın, Emek, Doğa, Bilimsel Araştırma ve Geliştirme Kooperatifi’nden (KED) Veysel Moray, sonra olarak “Geçmişten Geleceği Örmek; Topluluklar Ekonomisi, Kooperatifçilik ve Komün” başlıklı sunum yaptı. Moray, göç, açlık, işsizlik, evsizlik, sağlıksızlığın insanları yaşanılmaz bir duruma getirmesinde alternatifi yakalamak için iyi bir sıçrayışı sağladığını belirtti.
Krize karşı demokratik topluluklar ekonomisi öneresi yaptıklarını belirten Moray, “Her hangi bir grup değil, topluluğun kendisinindir. Bu toplulukta herkes yaşama dahil olmakla yükümlüdür” dedi.
Ekonomi adı altında yürütülen faaliyetler sadece maddi gerçeği değinmeyeceğini belirten Moray, “Aynı zamanda salt maddi çıkarlar üzerinde alınması temel sorunları ortaya çıkartıyor. Maddi tüketim değildir. Ekonomi, bir bütün toplum ve topluluk sorunu, zihniyet ve ahlak politikasını olduğunu, bilimi de içine alan bir yaşam tarzı olduğudur. Komünal yaşamı esas alır. Bireyler arasında semiyotik ilişki esastır. Bir birini tamamlama, birbirini bir sonraki aşamaya taşımaktır. İhtiyaç belirleme noktasında da bu ilişki esas alınmaktadır” ifadelerini kullandı.
Moray, “Toplumsal bir ekonomide kadının oynadığı başat rolü esas alıyoruz. Öngördüğümüz ekonomi modelini pratik sahada çalışmasını yürütürken kadının rolünü esas alıyoruz. Kadın ekseninde, özgünlüğünde ekonomi modeli ve çevre bilincini esas alıyoruz” diye konuştu.
Ekonomiyi denetleyecek olan toplumun kendisi olduğun ifade eden Moray, “Toplumun tüm kesimleri yetenekleri kapsamında katılır. Paylaşım ve kullanım bu temelde gerçekleşir. Dayanışmacı yaşam kültürünü esas alır. Şeyh Bedreddin, komün yaşamın bu topraklardaki örnekleridir. Komünal ekonomi ya da yaşam modeline çözüm üretebileceğine işaret eder” dedi.
MONDRAGON ÖRNEĞİ
Moray, faşist Franco’ya karşı Bask halkının mücadelesinde kooperatifçiliğin doğduğuna işaret ederek, şunları söyledi:  “Mondragon kooperatifçiliğidir. Bask bölgesinde. Önemli bir çıkışı vardır o dönemde. Ülkemizdeki koşullara benzer koşullarda açığa çıktı. Bu harekete bir din insanı öncülük etti. Bask halkı bir dönem faşist Franco ile çatışma yaşanıyor. 15 bin direnişçi öldürülüyor. 200 bin Bask ülkeyi terk ediyor. Ulusal kırmak için olgulara yöneliyor. Baskça yasaklanıyor. Bölgenin kontrolü İspanyol polisine geçiyor. İşten çıkarmalar yaşanıyor. Anıtlar yıkılıyor, sokak ve yer adları değiştiriliyor, İspanyolcalaştırılıyor. Bu noktada bir din insanı Papaz, böylesi bir inkar ve imha politikası kapsamında dayanışmacı bir ekonomi politikası geliştirilmesi gerektiğini ve devlet olmadan da ulusal bir ekonomi modeli olacağını söylüyor. Ne yapıyor? İşsizlik sorunun bu şekilde çözmüyor ama meslek sahibi olan gençlere üretim kooperatifi kurmaya yöneltiyor. 1952 yılında ilk ve en büyük kooperatifini kuruyor. 1963 yılında Eroski adında en ünlü kooperatifini kuruyor. Toplumun ihtiyaçları doğrultusunda üretilen ürünleri ucuz ve sağlıklı bir şekilde ulaştırıyor.”
Moray, “İdeal toplum kooperatif ve komünler uzak değildir. Verimli Hilal’de halen bu yaşanmaktadır, özellikle kırsal kesimlerde. Merkezlerde aynı meramı güdünler arasındaki dayanışma bu kültüre örnektir. Kendine yeten bir toplum, kendi ekonomisini oluşturan bir toplum kimseden bir şey beklemeden kendini gerçekleştirebilir” ifadelerini kullandı.  (MA)