Yaşadığımız toplumda her birimiz bir bireyiz. Birey olmasına bireyiz ama nasıl bir bireyiz? Diye kendimize sormamız gerekiyor. Çevremizde olan olumsuz ya da olumlu olaylara karşı duyarlıyı mıyız?
Kardeşim, ablam, teyzem, amcam, ağabeyim… Üzerinize ölü toprağı mı serptiler? Pahalılığa, yolsuzluğa, kadın katliamlarına, intiharlara, işsizliğe, rüşvete, işsizliğe, işkenceye, baskılara, ötekileştirmeye neden susarsın?
Bu coğrafyada yaşamıyor musun? Çoluk çocuğunda mı yaşamıyor? Halk arasında bir söylem vardır: Öküzün trene baktığı gibi yaşanılan olaylara, geleceğimize, geleceğine öyle mi bakıyorsun?
Korkuyor musun? Poliste şiddet görmekten, adliyede mahkemece tutuklanıp cezaevine gönderilmekten, hayatının karartılacağından mı korkuyorsun? Senin hayatın zaten karartılmış, baskı altına alınmış, tutsak edilmişsin ama farkında değilsin. Düşünceni bile açıktan söyleyemiyorsun.
Yalnız kaldığında hayat pahalılığı seni düşündürür ve çıkış yolu ararsın, kendi kendine söylenirsin. Çocuğunun üniversite bitirip, asgari ücretli çalışmasına veryansın edersin. Ya da işsizse devlete ana avrat kalayı basarsın. Sesini duyan var mı? Yok! Sen sadece kendi kendinle oyununu oynuyorsun. Kendini bitiriyorsun. Zavallı konumuna düşürüyorsun. Aptal değilsin ya, anla artık.
Kardeşim, ablam, teyzem, amcam, ağabeyim artık üzerindeki ölü toprağı atın. Bu ülkede insanca eşit koşullarda, tüm renklerimizle birlikte yaşamanın, bölüşmenin, hakça bir düzenin temelini atmak ve geleceğimiz için susma! Konuş!

Hüseyin Habip Taşkın