AYKAN SEVER

Aykan Sever

Sürmekte olan yeniden paylaşım savaşı içerisinde gündeme gelen ve bu savaşın sürdürücüsü olan aktörler arası anlaşmalar, savaşın karakterinin bir yansıması olarak hem anlaşma hem de anlaşmama diye ilk bakışta saçma gelebilecek bir özelliğe sahip. Bunun ana nedeni mevcut postmodern karakterli savaşın halen içinde bulunuşumuz, dolayısıyla çok yüzlü bir değişim sürecinin kapsamında ağır bir yol alış dahilinde oluşumuz.

Yakın zamanda Libya üzerine gerçekleşen Moskova ve Berlin görüşmeleri de ‘mış’ gibi yapılan “anlaşma”ların bize birer örneğini sergiledi. Mesela Berlin’de güya anlaşmaya varılan 55 maddeden bahsedilse de öncelikle içerik itibarıyla neyi imza altına aldıkları, anlaşmaya taraflar uymadığı takdirde ne olacağı, sürecin nasıl, kimin iradesiyle şekilleneceği belirsizlikler yüklü. Evet ortada “BM gözetiminde Sarrac ve General Hafter’in belirleyeceği beşer kişilik delegasyonların gelecek birkaç gün içerisinde İsviçre’nin Cenevre kentinde görüşeceği” lafı var. Fakat uzun zamandır acziyet içinde olan BM’nin bu işi kotarıp kotaramayacağı bir yana ortada ateşkes/savaşın ana muhatabı Sarrac ve Hafter yok. Libya’ya çöreklenme niyetiyle hareket eden TC emperyalizmi ise “Libya konusunda attığımız adımlar sürece denge getirdi, ateşkes zemini oluştu” yalanını ortalığa salarken daha taraflar Berlin’den ayrılmadan rejimin Suriye’den Libya’ya taşıdığı çeteler yeni çatışmalara başladı. Ayrıca TC’nin Suriye’den Libya’ya çete sevkiyatı devam ediyor. Bu durum muhtemelen Rusya’nın İdlib’de işlerini kolaylaştıracağı için zımni onayı dahilinde.

TC’nin Rusya’nın kanatları altında Libya’dan pay koparma uğraşı sürüyor. Sahada yenilmediği sürece de kolay kolay geri adım atma olasılığı yok. Çünkü Libya’da sessiz sedasız kabul edilecek bir yenilgi Suriye dahil rejimin Doğu Akdeniz’deki bütün iddialarını çökertir. Bunun içeride de iktidar zaafına/çöküşüne yol açacağı ise kaçınılmaz bir gerçek.

Berlin görüşmesinden hiç bir şey çıkmadığını ise elbette söylemek anlamsız olur. Örneğin Almanya ve Rusya’nın inisiyatiflerinin ortaklaşma eğilimi görülürken, Libya’da bulunmaları hiç bir biçimde meşru olmayan ülkeler bir araya gelip paylaşım savaşını takdis etmiş oldular. Ağır kabadayı çalımlarıyla hareket eden ABD’nin ise adeta ne yapacağını bilmez bir hal sergilediği söylenebilir. ABD yönetimi içindeki çelişkiler bu kararsızlıkta muhtemelen başat rol oynuyor. Bu söylediğim şu an görünen fakat daha geri planda Hafter’e oynama olasılıkları da var. Sürecin inisiyatifinin en genelde bütün zaaflarına rağmen Rusya’da olduğu, TC’nin Rusya’ya olan bağımlılığını artırmak için uzun vadede Erdoğan’ın önüne serilen küçük halıları artırma çoğaltma ise az değil.

Libya meselesinde asıl dikkat çekmek istediğim şeyse aslında Libya’da Tobruk ve Trablus’la simgelenen taraflar uzlaşsa bile savaşın kolay kolay bitmeyeceği gerçeği. Çünkü öncelikle, Trablus ve ülkenin güneyinde yoğunlaşan DAİŞ, El Kaide türünden grupların varlığı bu durumun garantisi gibi. Ayrıca ve daha önemlisi dünyanın genelinde ve Afrika’da derinleşmekte olan paylaşım savaşının burada şekillenebilecek dengeleri de alt üst edebilecek düzeyde bir yönelimde oluşu. Zaten yavaş yavaş Afrika içlerine yayılan silahlı grupların Libya bağlantıları güçlü. Libya’nın güneyindeki Nijer, Çad, Mali ve Nijerya’da bu çetelerin uzantıları ciddi çatışmalara, katliamlara hali hazırda imza atıyor. Aynı grupların Burkina Faso, Gine, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo, Somali, Kenya, Sudan gibi ülkelerde de faaliyetleri var. Bir taraftan Afrika’nın güneyinde 45 milyon açlıkla mücadele eden insanın varlığı, Çin’in her gün genişleyen ekonomik işgali, Rusya’nın, TC’nin bölgeye artan ilgisi derken adeta sürecin görüntüsü savaş için “bu daha başlangıç…” dedirtiyor.

Bu devirde anlaşmaların aslında neden bir anlaşma-uzlaşma olamayacağına asıl örnekse geçen hafta ABD-Çin arasında imzalanan ticaret anlaşması oldu/olacak. Bu anlaşma Çin için bir süre daha durumu idare etmenin aracı, Trump içinse seçim sürecinde yeni bir zafer diye sunabileceği bir laf olabilir, budan daha fazlası değil. Sorunun bir boyutu anlaşma kapsamında bulunan fiilen uygulanamaz şeyler. Asıl nedeni ise sermaye kesimleri arasındaki uzlaşmaz rekabetin, bugünkü postmodern karakterli paylaşım savaşını şekillendiren çatlağın bir diğerini “yok etmeye” odaklı kapatılamaz derinliği. Bu durum bir takım siyasal liderlerin “durun, aslında siz kardeşsiniz!!!” çağrısıyla onarılabilecek bir şey değil. Seyir maalesef iklim krizi eşliğinde kapitalizmin çok daha büyük yıkımlardan sonra ancak dünyada mahvedecek bir şey kalmadığı koşullarda durabileceğine işaret ediyor. Şimdilik küçük de olsa diğer bir olasılıksa insanlığın ayağa kalkarak kendi geleceğine sahip çıkması…             (yeniozgurpolitika)