AYKAN SEVER

Aykan  Sever

Geçtiğimiz hafta sonu toplanan Münih Güvenlik Konferansı’nın başlıklarından biri “Ne olacak Batı’nın hali”ydi. Bu sorunun gündeme gelmesinde bir anormallik yok, sadece bu kadar geç olması dikkat çekici. Çünkü Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ertesine uzatabileceğimiz ve asıl olarak 2010 sonrası belirgin bir biçimde yaşanmaya başlayan postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşının Batı’nın kendini üzerinde şekillendirdiği özellikle ideolojik atmosferi dağıttığı çoktan görülebilirdi. Bu tabii egemenlerin sefahat aleminden bulanmış zihinlerinin ancak ayıktığına da işaret ediyor olabilir. Fakat onun bile ne kadar olduğu şüpheli.

İklim krizinin yakıcı gölgesinde ilerleyen süreç “Soğuk Savaş” atmosferinde şekillenen dünyayı yerle bir edeli çok oldu. Fakat bu savaşın kazananı görünen Batı’nın mutlak hakimiyeti anlamına gelmiyordu. Sonuçta kapitalizmin yapısal ve kaçınılmaz krizleri, yeni yükselen emperyal güçlerin varlığı bir yana Batı’nın, ABD’nin başını çektiği, motive ettiği ve kendi “güvenlik” şemsiyesiyle üstünü örttüğü bir rotada çok daha fazla yol almasına olanak yoktu. Bunun nedenlerinden biri Sovyetler Birliği’nin yokluğunda Batı’nın bütün dünya için ideolojik yalan üretebilmesinin olanaklarını tüketmesi. Kaldı ki bugün açıktan görünen “Avrupalılık bilinci” gibi yerel yaklaşımlar dahi Avrupa’da yükselen faşizm karşısında yetersiz kalıyor. Burada ideolojik zemin için bir tür yeniden üretim diyebileceğimiz “Rusya kaygısı”, “Çin’e odaklanalım” gibi arayışlar ABD için kendi toplumunu yönetme bağlamında yeterli olabilir fakat bunun AB için de aynı sonucu doğurduğunu söylemek mümkün değil.

Petrol ve savaş sanayinin bel kemiğini oluşturduğu Amerika’nın “millici sermaye” kesimleri için bugün AB’nin üstüne kol kanat gerilmesi, Rusya ile düşman pozisyonunda olunması çok da gerekli değil. Asıl rakip Çin. Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik diye ifade edilen burjuva demokratik sloganların artık kimse için bir anlamı kaldı mı ayrı mesele fakat Trump’la simgelenen Amerikan değerleri arasında hiç yer almıyor. Bugünlerde Avrupa-ABD ilişkileri içerisindeki kimi “sırlar”ın ortalığa saçıldığını görmek şaşırtıcı olmayacak. Çünkü özellikle Brexit sonrası daha belirgin bir biçimde Avrupalılar için yadırganan yeni bir zeminin varlığı söz konusu. Bu AB’nin iki lideri Almanya ve Fransa’da kendini daha fazla görünür kılmaya başladı. Örneğin Almanya’da Merkel’in emekli olacak olmasının yanı sıra soğuk savaş politikalarının zemininde beslenen, idare edilen, kollanan neo-nazi hareket bugün geleneksel siyasette dengeleri değiştirecek düzeye geldi. Uluslararası bağlantıları da olan faşist hareketlenmeleri polisiye tedbirlerle ortadan kaldırmak için bir hayli geç. Fransa ise iktidarın zayıflığını özellikle “sarı yelekliler” karşısında sergiledi. Yakın zamanda Macron’un sağ kolu Paris Belediye Başkanı adayı Benjamin Grivaux’nun seks skandalı nedeniyle adaylıktan çekilmesi ise AB liderliğine soyunmaya çalışan Macron cephesinin bütün iddialı laflarına rağmen bir yanıyla fazlasıyla kırılgan olduğuna işaret ediyor.

Egemenlerin sorusu Avrupa bağımsız, küresel bir güç olabilir mi? Büyük çaplı bir entegrasyon ve yenilenen liderliklerle bu elbette mümkün. Etkisiz bir solun varlığında bunun işçi sınıfına, halklara sömürüden uzak, eşit bir dünya vadetmeyeceği ise bir diğer açık gerçek. Daha da önemlisi büyük bir çoğunluğu toplumsal mücadeleleri sanki uzak bir geçmişte olmuş gibi unutan ve ne istediğini bilmeyen, apolitik geniş bir Avrupa toplumunun varlığı. Bu onlara herhangi bir masumiyet yüklemiyor kuşkusuz ama böyle…

Batı’nın kendi kendini tartışma konusu yaptığı bir zeminde Batı için mukallitten biraz hallice bir pozisyonda olan TC’nin geleceğinin tartışılması da normal. Postmodern karakterli paylaşım savaşının zemininde yapılan “tartışma” hele hele bir de Rusya’nın istihbari-stratejik aklının ağında sürüyorsa ister istemez başka anlamlar kazanıyor. Artık karşımızda ihtiraslarının peşinde sürüklenen, parçalanmış, dağılmış, fazlasıyla küçülmüş bir TC zihniyeti var. Ve bu akıl kabusları içinde kaybolmuş, yönetme kabiliyetlerinden bir hayli uzaklaşmış sanrılarla sarmalanmış bir halde. Onun için öldürüyor, işkence yapıyor, hapsediyor, sürgüne gönderiyor ama yok edemeyecek, nafile. Çünkü biz toplumlar gibi devletlerin de ilelebed varolmadığını, tarihsel olduğunu biliyoruz…             (yeniozgurpolitika)