ANKARA – İktidarın savaş politikalarına karşı demokrasi, barış ve özgürlük talep eden tüm kesimlere bir araya gelme çağrısında bulunan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Hepimiz birlikte yürüyeceğiz. Biz savaşa hayır diyen her sesin içinde olacağız. Her yürüyüşün içinde olacağız” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP), 23 Şubat’ta gerçekleştirilen 4. Olağan Kongresi sonrası ilk Meclis Grup Toplantısı’nı gerçekleştirdi. Toplantıda konuşan partinin yeni Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, kongre sonrası eş başkanlık görevini devraldığını ve bu görevi halkın ve seçmenin onayı ile emanet olarak aldığını söyledi. Sancar, “Bize bu emaneti veren güçlü bir mücadele birikim sahibiz. Bedeller ödenmiş ve bugüne kadar getirilmiştir. Ben de bu bilinçle bu görevi onurla teslim aldım. İnşallah onurla benden sonraki yoldaşlarıma arkadaşlarıma devredeceğim” dedi.
Sancar, HDP’nin önceki Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Sezai Temelli’ye teşekkür ederek konuşmasını sürdürdü: Sancar, “Selahattin Demirtaş da bütün emekçilerimiz, bütün parti çalışanlarımız gibi yüksek özveriyle büyük başarılarla bu görevi uzun süre yürüttü. Sonra rehin alındı. 3 yıldan fazla bir süredir cezaevinde rehin tutuluyor. Bununla ilgili birkaç söz daha söylemek istiyorum. 2 Mart darbesi nedeniyle söyleyeceğim. Selahattin’e buradan çok sıcak duygularla selam göndermek istiyorum. Yadırgayanlar olabilir, neden Selahattin diye hitap ettiğimi soranlar olabilir. Selahattin üniversitede benim öğrencim, sonraki yıllarda arkadaşım, sonra da yoldaşım oldu. Öğrencim Selahattin, arkadaşım Selahattin, yoldaşım Demirtaş. Kendisi öğrencim iken benden çok şey öğrendiğini söylüyor. Arada beni onurlandırmak için söylüyor. Ama bir hoca olarak kendisine öğrenciliğimde katkılarım olmuştur. Ama şimdi ben onun öğrencisi olmaya adayım, onun başkanlık tecrübesinden, siyaset pratiğinden yararlanacağım” diye konuştu.
Görevi devraldığı Sezai Temelli’ye de teşekkür eden Sancar, “Benden önce görev yapan ve görevi devraldığım sevgili Sezai Temelli de çok büyük özverili ile çalıştı. Kendisi çok zor bir zamanda bu ağır yükü başarılı ile taşıdı. Kendisine yürekten selam ve sevgilerimi ve teşekkürlerimizi iletiyoruz. Sezai Temelli benim meslektaşım aynı kuşağız aşağı yukarı aynı yaştayız. Bizim geçmişimiz de tanışıklığımızın geçmişi de oldukça uzun bir süreye dayanıyor. Daha sonra birlikte sendikal mücadele bulunduk. Öğretim üyeleri derneklerinde çalıştık. Bizim geleneklerimizde meslektaşlar arasında ilişki sürekli ve birbirinden öğrenmeye dayalıdır. Sezai Temelli meslektaşım, arkadaşım ve yoldaşım. Kendisinden hem meslektaş hem arkadaş hem de önceki dönem eşbaşkanımız olarak çok şey öğrendim, öğrenmeye devam edeceğim” ifadelerini kullandı.
2 MART DARBESİ
Sancar, dün yıl dönümü olan 2 Mart 1994’te DEP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması ile yapılan darbeye ilişkin, “1994 yılında bir siyasi darbe gerçekleştirildi. O zaman DEP Milletvekili olan arkadaşlarımız apar topar Meclis’ten alınıp cezaevine konuldu. O günden bugüne bu geleneğimizden çıkan partilere çok insafsız saldırılar oldu. Bir hayat tecrübesidir, bir yaşam tarzıdır. O gün cezaevine konan sevgili büyüklerim, dostlarım arkadaşlarım, yoldaşlarım, Orhan Doğan, Ahmet Türk, Sırrı Sakık, Mahmut Alınak, Leyla Zana; bütün bu arkadaşlar yine bize gelen emaneti bedelleriyle ören, yürekli büyüklerimizde, buradan selam sevgi ve teşekkürlerimizi gönderiyoruz. Selam ve sevgilerimizi yoldaşlarımıza ama uyarılarımız bu zihniyeti yürütenleredir” şeklinde konuştu.
‘TARİHİN ÇÖP SEPETİNDELER’
2 Mart darbesinin zihniyetinin iktidarlar tarafından sürdürüldüğüne işaret eden Sancar, “O gün bu zihniyeti, yani demokratik siyaseti ezme zihniyetini, iktidarda yürütenler şimdi tarihin çöp sepetindeler. Ondan sonra gelenlerde aynı yöntemleri denediler ama onlar da başaramadılar. Mevcut iktidar da bundan medet umuyor. Dokunulmazlıkları kaldıranları, tarih enine boyuna yazacak. Ama zaten şimdiden de kimin hangi ölçüde, nasıl bir katkısı olduğunu herkes görüyor. O gün direnenler yine başı dik onurlu bir şekilde sesini yükseltiyor, o gün bu kararı alanlarsa mutlaka muhasebe yapıyorlardır. Bu muhasebeyi yapmalarını dostça öneriyorum. Çünkü aynı tuzaklar başka konularda da önlerinde duruyor. O gün o kararı verenlere zaten özel bir söz söylememe gerek yok. Ama o gün o karara hangi gerekçeyle olursa olsun destek olanlara dostça bir uyarı, bir hatırlatma yapma görevi, sorumluluğu var üzerimizde. Gün gün size çeşitli gerekçelerle mahalle baskısıyla iradenizin o yöne kaymasını sağladılar. Bundan sonra da başka yöntemler denenebilir. Lütfen bu yöntemlere karşı daha uyanık olalım. Çünkü bugün o kararı verenlerin tabanına da o desteği verenlerin tabanına da bu sorular devamlı soruluyor” ifadelerini kullandı.
‘DEMOKRATİK SİYASETTE ISRAR EDİYORUZ’
Sancar’ın açıklamaları şöyle: “Bizim kurtuluşumuz bu iktidarı rahatlatmak olmaz, bu ceberrut iktidardan kurtulmamız ancak onunla mücadele ederek olur. Hiçbir dönemi nefret ve intikam duygusu ile anmıyoruz. Bizim kimseye intikam duygumuz, nefretimiz yok sadece dostça uyarı yapma görevimiz var, hakkımız var. Onu da bu şekilde tekrar bir zorunluluk olarak gördüm. 2 Mart’tan bu yana geçen kongremize gelene kadar tablo dimdik ayakta kaldığımız değil çoğalıyoruz, büyüyoruz yürümeye devam ediyoruz. Çünkü biz umudu yaşatıyoruz. Bize halkın verdiği güçle bu ülkenin umudu olmaya devam edeceğiz. Halkımız bize destek verdikçe biz inandıkça, biz bu umudu daha da büyüteceğiz. İktidarda bilsin özelikle dostlar ve diğer kesimler bilsin. Bizim burada ısrarımız demokratik siyasette ısrardır.
SİYASET BİZİM İÇİN ATEŞTEN GÖMLEKTİR
1994’te de aynı kararlılık vardı. Biz demokratik siyasette ısrar ettiğimiz için bu baskıların hiçbirine boyun eğmedik, kalktık ve yürümeye devam ettik. Siyaset bizim için ikbal meselesi değildir, tabiri caizse ateşten gömlektir. Onurla giyeriz o gömleği. Halkımızın verdiği onay ile bu ülkede barış ve demokrasi getirmek için üstleniyoruz. Arkadaşlarımız tutuklanıyor, rehin alınıyor ama binlerle arkadan gelenler bu partiyi il il, ilçe ilçe, mahalle mahalle örgütlemeye devam ediyor. Bunun ne anlama geldiğini herkes görsün. Ortadoğu’da karar alıcılar ve halklar bunu net bir şekilde görsünler. Bizim bu direnişimizin anlamı demokratik siyasette ısrardır, barışçıl çözümde inattır. O nedenle bu kadar güçlü, kararlı, inançlı yürüyoruz.
BARIŞÇIL ÇÖZÜM HEDEFİMİZDİR
Yine tehditler savruluyor, bize yeni çeşitli oyunlar ve manevralar ima ediliyor, fakat biz bunlara aldırmıyoruz. Türkiye halklarına yeniden yeniden sesleniyoruz. HDP bu ülke için umuttur, şanstır. Çünkü HDP, her türlü savaşın ve şiddetin karşısında demokratik siyaseti her türlü karanlığın karşısında demokratik çözümü savunan ve savunmaya devam eden neredeyse tek partidir. Demokratik siyaset bizim yolumuz, barışçıl çözüm bizim hedefimizdir. Barışçıl çözümden kastımız elbette en başta Kürt sorunu ile ilgili çözümdür. Biz barış çağrılarını Kürt sorunu ile yaparken bazıları farklı yorumluyor. Bizim tek muhatabımız var: Toplumdur. Türkiye’nin demokratları, vicdanlı, iyi, ahlaklı insanları, emekçileri, kadınları, gençleri gelin barış mücadelesini büyütelim, iktidara barışı hep birlikte dayatalım, yapmıyorsa o iktidarı değişelim. Biz kimseye gelin masa kurup oturalım diye çağrıda bulunmadık, demokrasi ittifakından söz gederken toplumla ittifaktan söz ediyor, her kuruluşu ve örgütlenmeyi muhatap alıyoruz ama muhalefet partileri de muhatabımızdır.
DEMOKRASİ İTTİFAKI ÇAĞRISI
Gelin birlikte demokrasi ittifakını örelim, birleşebileceğimiz, uzlaşabileceğimiz, mutabık kalabileceğimiz temel ilkeleri tespit edelim. Temel değerleri müzakere edelim ve ülkeye yeni bir yol örelim. Biz bunu gizli kapaklı hiçbir zaman yapmadık. Hiçbir zaman hiçbir partiyle kapalı kapılar ardında müzakere yapmadık. Çağrımız açıktır, tutumumuz şeffaftır. Demokrasi barış ve özgürlük isteyen herkese temel ilkeler etrafında bir araya gelmeye hazırız. Muhalefet partileri sorumlulukların yerine getirmezse çağrımızın onların tabanına ve bizim tabanımızadır. Hiçbir partiye sıcak bakmayan bütün iyi insanlaradır. Gelin buluşalım bu gidişata hep birlikte son verelim. Eşit, kardeşçe ama eşit ve özgür birlikte yürüyelim. Ancak bu şekilde savaş ve talan politikalarını, bu yalanı, bu kanı ancak bu şekilde durdurabiliriz.
İDLİB
Bundan 4 gün önce İdlib’de bir saldırıda, sayısı farklı şekilde söyleniyor ama ilk açıklamalara göre 34 sonraki açıklamalara göre 36 asker hayatını kaybetti. Ve ölümler bununla sınırlı kalmadı. Ölüm haberleri gelmeye devam ediyor, ölen her insan yüreğimizden bir parça alıp gidiyor, hepsine Allah’tan rahmet diliyoruz. O acı bizim yüreğimizdedir. Ölen her bir askerin ailesine, sevenlerine buradan sabır ve başsağlığı diliyorum. Fakat unutmayın savaş devam ederken ölenlerin milliyeti, cinsiyeti çevresi ve geldiği köken sorulmuyor. İnsanlar farklı milletten inançlar, insanlar ölmeye devam ediyor. Orada ölen herkesin acısını yüreğimizde hissediyoruz. Savaş insanları, insanların gerçek hayatlarını yok ederken, buna ayrımcı yaklaşmak vicdanları yok eder. Bu savaşa yüksek sesle hayır demeliyiz. Lütfen hiç kimse şantajlara tehditlere aldırmasın. Çünkü bugün sessiz kalırsak yarın daha büyük bedeller ödeyeceğimiz tarihin pek çok tecrübesi ile kanıtlanmıştır.
Bugün yurttaşlar soruyor, son bir ay içinde ‘Suriye’de ne işimiz var’. Şimdi bir girişim de var, çeşitli kuruluşlar bu girişimi başlattılar. O girişimin de bir çağrısı var. Bu seslerin çoğalmasını bekliyoruz. Biz kendimizi bu seslerin parçası sayıyoruz. Hiç kimseye hiçbir konuda öncülük etmek gibi bir iddiamız yok, biz vicdana, insanlığına öncülük etmek için buradayız ama ne kibrimiz ne kompleksimiz var, kim yürürse onlarla eşit şartlarda birlikte yürüyoruz. Kim bu çağrıları yaparken, HDP’nin öncülük yapma istediğini düşünmesin. Hepimiz birlikte yürüyeceğiz. Biz savaşa hayır diyen her sesin içinde olacağız. Her yürüyüşün içinde olacağız. Bütün arkadaşlarımız, bütün teşkilatlarımız bu sesi zaten çıkarıyorlar, daha da güçlü çıkaracaklar kim buna katılırsa bu sesi onlarla birlikte yükseltmeye hazırız.”
4 KURULUŞUN BİLDİRGESİNİ OKUDU
Demokrasi İçin Birlik (DİB), Diyalog Grubu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Dernekleri Platformu ile Yurttaş Girişimi’nin İdlib ile ilgili ortak bildirisini okuyan Sancar, kurumların sorduğu soruların çoğaltılması gerektiğini belirterek, “Biz savaşların ne anlama geldiğini çok iyi bilen insanlarız. Bu parti, bu gelenek savaşların sonuçlarını en fazla tecrübe etmiş bir coğrafyadan besleniyor” ifadelerini kullandı.
‘GÜÇLÜ BARIŞ HAREKETİ KURMA İMKANIMIZ VAR’
İktidara savaş politikaları üzerinden eleştirilerde bulunan Sancar, devamla şunları söyledi: “Biz biliyoruz savaş başlayınca ilk kaybedenler yoksullardır, hem çocuklarını hem de ekmeklerini kaybederler. Çünkü bu savaşlar bir yerlerde finanse edilecek, atılan her bombanın, atılan merminin, kalkan uçağın maliyeti var. Zaten şu son bir aya baktığımızda, ekonomide yaşananları dikkatle görmeniz gerekiyor. Göz ucuyla izlediğinizde ya da kendi mutfağınıza cebinize baktığınızda bunun nasıl gerçekleştiğini hemen keşfedersiniz. Ey bu ülkenin onurlu insanları, bu ülkenin emeği ile ekmeğini kazanmaya çalışan tertemiz vicdanlı insanları, bu savaş öncelikle sizi, bizi vuruyor. O nedenle en çok biz emekçiler, kadınlar gençler savaşa güçlü bir şekilde hayır demek zorundayız. Biz diyoruz ki Ortadoğu’da güçlü bir barış hareketi kurma imkanımız var. Ortadoğu’da savaşlardan zarar gören bütün halklara buradan çağrı yapıyoruz. Hep birlikte, ülke, sınır farkı gözetmeden, inanç farkı, hiçbir sınıra aldırış etmeksizin, gelin hep birlikte bir barış hareketi kuralım. Gelin hep birlikte güçlü bir barış hareketi kuralım.
BİZ BİR ARAYA GELEMEZSEK…
Bütün Ortadoğu’nun, barışın, eşitçe yaşamın en önemli savunucusuyuz. Halklar arası eşitliği, kardeşliğin şartı olarak görüyoruz. Ve kardeşlik, eşitlik üzerine kurulduğun bütün savaş baronlarını durdurabilecek kadar güçlüdür, güçlü olacaktır. Çağrı yapıyoruz, ele ele verelim, Ortadoğu’da barış ve demokrasi kuracak sesi ortak hale getirelim, biz bir araya gelemezsek, şu ittifaklar, bu ittifaklar diye pazarlıklar devam edecektir. Şu ülkeler bununla ittifak kurdu, bu ülkeler bununla manevra yaptı denecektir, deniyor zaten. Biz de diyoruz ki; bütün o ittifak arayışlarının temelinde sermayenin, savaş şirketlerinin çıkarı vardır. Yarın öbür gün de yıkılan şehirleri, ülkeleri imar etme adı altında, oradaki kaynakları talan etme planı vardır. O nedenle sevgili Ortadoğulu insanlar, aydınlar, her inançtan ve milletten kardeşimiz, bu çağrıyı dikkatle dinleyin ve kulak verin.
BÜTÜN MUKTEDİRLERİN UYKULARI KAÇAR
Her bir halkın en temel haklarının tanınmasıdır. Muktedirlere değil, haklara yol gösterelim, muktedirlerin arkasında değil, halkın içinde yürüyelim. O zaman Ortadoğu’ya barışı getirebiliriz. Barış sağlanmadan önce sadece böyle bir hareket ortaya çıktığı anda bile bütün muktedirlerin uykuları kaçacaktır. Umutlar daha da büyüyecek, yüzler gülmeye başlayacaktır. Toprağın altında yatan mezarsız ölüler coğrafyası olmaktan çıkaralım bu coğrafyayı. Birileri yüzyıl savaşlarından söz ediyor, biz bıkmadan usanmadan ebedi barıştan söz edeceğiz. Bu barışı, adalet ve barış üzerine kurmak için mücadele etmeye devam edeceğiz. Uğraşmaya devam edeceğiz 30 yıl savaşlarına asla izin vermemeliyiz. Ama barıştan asla taviz de vermemeliyiz. 30 yıl savaşları bundan 400 yıl önce yaşandı. Avrupa’nın 3’te biri çöl oldu. Nüfusun 3’te biri öldü Avrupa’nın. Hayır tarih bu şekilde tekerrür etmeyecek. Bu coğrafyayı ölümlerin değil hayatın coğrafyası haline getireceğiz. Hayat da renklilik de çeşitlilik de burada doğmuştur.
MÜLTECİ KRİZİ İNSANLIK KRİZİDİR
Ortadoğu, Mezopotamya, Anadolu barışın ve kardeşliğin coğrafyası olacaktır, olana dek de biz mücadelemize devam edeceğiz. Savaşın ağır bedelini ödeyenler arasında ön sırada gelenler sığınmacılardır, göçmenlerdir. Mülteci deniyor, toprağını terk etmek zorunda kalan insanlardır. Bir yerde savaş başladığında insanlar yerini yurdunu hatırasını, akrabasını, alışkanlıklarını terk edip oradan ayrılmak zorunda kalıyor. Sanki savaşı onlar çıkarmış gibi savaşın faturası da onlara ödetiliyor. Mültecilik yeni bir mesele değil. 2. Dünya Savaşı’nda Avrupa’nın yarısı mülteci dolmuştur. Orada yaşayan canlar hala tamir edilmeyi bekliyor. Biz şimdi buradan bu savaşın yükünü ağır bir şekilde çeken mültecilere dönüp hakların, hukuklarını savunacak insanlar var etmek zorundayız. O insanlar bizleriz. Bizler olmak zorundayız. Mülteci krizi insanlık krizidir, mültecilere her saldırı insanlara saldırıdır. Bu konuda güçlü bir halk hareketi örmek zorundayız.
UMUDUN ADI BARIŞTIR
Mültecileri pazarlık kozu olarak ölüm yolculuğuna sürüklemek büyük vicdansızlık evet ama onları sınır kapılarında bekletmek gazla mermiyle müdahale etmek de vicdansızlıktır. Mültecilere Avrupa’daki bütün devletler kapılarını açmalıdır. Herkes bu insanların kanı ve canı pahasına kazandıkları parayı ortaya koysunlar. Bu insanların barınma, sağlık ve diğer bütün temel ihtiyaçlarını karşılayacak bir uluslararası fon kurulmalıdır. Bir uluslararası girişim oluşturulmalıdır. Bu devletlere bırakılamaz sadece. Kimse onları dinlemiyor, acılarını dinlemiyor. Bu insanlık adına utançtır. O nedenle hep birlikte bu insanların umudunu canlandırmak zorundayız. Umudun adresi bellidir: Barış.
BÖLGEDE BARIŞ, ÜLKEDE BARIŞ
Bölgede barış, bu ülkede barış. Ülke içinde çıkan toplumsal sorunlar çözülemez demiştik kongrede. Ülkeler arası sorunlar da savaşla çözülemez. Biz diyalog, siyaset, diplomasi yollarının açılmasını istiyoruz. İktidarlardan değil. Bunların açılması için halkların daha kararlı mücadele etmesini istiyoruz. Hep birlikte gelin bir ülkeye ve coğrafyaya coğrafya hakim kılacak mücadeleyi büyüteli, sesi yükseltelim. Bu ülkede ve bu coğrafyada acı çok.”
(MA)