AYKAN SEVER

Aykan  Sever

İnsanın doğaya saldırısının bir ürünü olan ve dünya çapında dayanışmayla, hep birlikte yenilebilecek Korona salgını karşısında egemenler kendi meşreplerince politikalarını geliştiriyor. Elbette İtalya gibi eli ayağına dolaşanlar da var, fakat en genelde sermayenin temsilcilerinin gelişen krizi kendi genel stratejilerini bozmadan, fiilen savaş ekonomileri uygulayarak, geniş halk kesimleri ve doğanın üzerine yıkmakta şimdilik de olsa başarılı oldukları görülüyor.

Çin oluşturmaya çalıştığı kontrol toplumu düzenini Korona (Covid-19) salgını sayesinde geliştirerek sürdürüyor. Hastalığın yayılmasını engellemek için geliştirilen teknolojik uygulamalara halkın gönüllü katılımı sağlanarak bir taşla iki kuş vurulmuş oldu. Hem hastalık kontrol altına alındı hem de salgın sayesinde halkın bir kısmının şekillendirilmeye çalışılan diktatörlüğe aktif destek vermesi sağlandı. Yani bundan sonra zaten Çin’in genelinde çok olmayan protestoları belki de hiç göremeyeceğiz. Çünkü modern teknoloji bu olasılığı baştan tespit edip bastırmaya yarayacak ya da daha hiç açığa çıkmadan yanlış yönlendirmelerle boşa düşürülebilecek. Aşağı yukarı nüfusu 1 milyar 400 milyon olan bir ülkenin yönetimi için bu neresinden bakarsanız bakın elbette bir “başarı”dır. Arkasından Çin’in Küba’nın da katılımıyla hastalıkla boğuşan başka ülkelere yaptığı ilaç, malzeme ve doktor desteği geri planında her ne niyet barındırırsa barındırsın olumlu bir hamledir. Elbette bu Çin’in yıpranan imajını tamire yarayacağı gibi, dayanışmanın, paylaşmanın önemine işaret etmeye de yarar.

Yanlarına aşçıları, doktorları ve daha kim bilir kimleri, neleri birer malmışçasına alıp yeraltı sığınaklarına çekilen dünyanın çekilmezlik abidelerinin temsilcisi sayabileceğimiz Trump’sa en sonunda salgını ciddiye almak zorunda kaldı. Onun ciddiyeti de kendi çapında kuşkusuz. Öncelikleri değişmedi: düşen borsa, turizm ve hava yolu şirketlerinin kapatılması gereken kârdan zararı, tabii ekonominin geleceği falan derken asıl derdi başkanlık seçimleri. Çalışanların, sigortasız milyonların hayatı, geleceği; neyle, nasıl tedavi olacakları, ne yiyip ne içecekleri… bunlar ortada yok! Trump zihniyeti “bunları görmezsek onlar da olmazlar…” gibi “derin” bir inancın bataklıklarında kulaç atmaya çalışıyor olsa gerek. Halbuki şirketleri kurtarmak için kullanılan olanakların tamamı kamu kaynakları. Hatta şimdi bu kaynaklar vergi kaçırmakta ustalaşmış sermayedarları zarara uğratmamak için kullanılacak. Ha bir de yolunu bulursa Almanların yapmaya çalıştığı aşıya el koyup kendisi satacakmış.

Trump kendi başına bir şey gelmezse neden Korona salgınını dert etsin? Zenginler ne de olsa önleyici tıbbi bakım ve tıbbi bilinçlenme gibi olanaklardan zaten yararlanıyor. Yoksullar ise her türlü hastalığın her zaman pençesinde ve şimdi de Korona’nın hedefinde. Zenginlerin hayata 15-20 yıl artıyla başladığı bu adaletsiz, eşitlikten uzak yaşam elbette bugün icat edilmedi, anti-komünizm bayraktarlığı yaparak, sendikaları aşındıra aşındıra bugünlere gelindi.

AB ülke yönetimleri başarı diye, çıkacak “ölü sayısı”na odaklanan bir sınırlılıkta olaya bakıyor. Ülke yönetimleri merkezi bir eş güdüm yerine adeta AB öncesini andırır bir tek başınalıkla hareket etme eğiliminde. Bankaları kurtarırken sergilenen ortaklaşa tutumun iş sağlığa gelince terk edilmesi elbette belli bir zihniyet yapısının yansıması.

Britanya yönetimine gelince, Korona karşısında sergilenen tavır, Boris Johnson bu politikanın ilhamını acaba geçen yüzyılın badem bıyıklısından mı aldı sorularını doğuruyor. İnsanların geleceğini Koronavirüsünün kudretine emanet etmiş olan Britanya yönetiminin politikalarına bir de “AB yanlısı” diye nitelediği kesimlere karşı düşmanlıkları tırmandırarak “yurtseverler” cephesi oluşturma zihniyeti eşlik ediyor. “Nereye doğru yuvarlanıyoruz…” diye Britanyalılar ne zaman sormaya başlayacak acaba?

TC’ye hakim olan yalanlar rejiminin ise benzerleri gibi salgını tanrının bir lütfu olarak gördüğünden kuşku yok. Burada yanlış olan muhalif kesimlerin ses çıkarmayarak, kendi alternatif (her anlamda) öz savunma-direniş ağını örmeyerek rejimin istediği gibi at oynatmasına izin verilmesidir. Devletin karşısında “iyi idare ediyorlar…” türünden Polyanacı avuntulara sarılmak sadece karşı tarafa kazandırır. Sünni-Türk darlığıyla hiç bir şeyi taşıyacak kapasitesi olmayan/kalmayan rejim, salgını ve her türlü olanağı karşıtlarını tasfiye için elbette kullanıyor, kullanacak. Eğer bu girdaptan da pozisyonunu koruyarak çıkarsa maalesef kalıcılaşacaktır. O durumda söyleyeceği her tür yalan geniş kitleler tarafından kendi doğruları gibi benimsenecektir…           (yeniozgurpolitika)