AYKAN SEVER

Aykan  Sever

Koronavirüsü ile ilgili daha uzun zaman konuşmaya devam edeceğiz ve muhtemelen dünyanın genelinde olanları, birgün bu süreci atlatırsak Korona’dan önce ve sonra diye niteleyeceğiz.

Bu çerçevedeki başlıklarımızdan biri kuşkusuz kapitalizmin mevcudiyeti. Bugün gelinen noktada kapitalizmin bireyciliğe dayalı ahlakının insanlığa vaat edecek bir şeyinin kalmadığı çeşitli kesimler tarafından ifade edilen bir olgu. Açık olan bir diğer şeyse Sosyalizm doğrultusunda olası bir değişimin kendiliğinden bu süreçte gelişecek dayanışma-empati ilişkileriyle olmayacağı. Kaldı ki salt dayanışma ile sınırlı kalacak politikalar mevcut kapitalizmin kendini yenilemek için ihtiyaç duyduğu zeminin şekillenmesine yardımcı olur. Ancak Özgürlük ve Kolektivizm dünya çapında örgütlü bir politik faaliyet olarak var olduğu ölçüde değiştirici bir güce sahip olabilir. Böyle bir olasılık şu an var mı? Yok, fakat bu bizi bu doğrultuda çabalamaktan alıkoymamalı.

Yoksa hiç kuşkunuz olmasın kapitalizm kendini yeniden üretmenin yollarını bulacaktır. Nitekim Çin, postmodern karakterli paylaşım savaşı kapsamında değerlendirebileceğimiz (ya da bu savaşın yürütücülerinin öyle gördüğü ve öyle davrandığı) bu süreci kendi lehinde bir seyire sistemli politik bir faaliyetle çevirmeye çalışıyor. Örneğin Korona salgını kapsamında yapılan yardımları bire bin katıp dünyaya “kurtarıcı“ rolünde olduğu gibi bir hikayeyi satıyor. Bunu hem dünya çapında oluşturduğu “yandaş medya”ya borçlu hem de “alıcılar”ın müsait zihinsel yapısına. Tabii bir de emperyalist-kapitalist zincirinin bir numarası ABD’nin başarısızlıklarına.

Çin başarısız değil elbette fakat asıl başarılı olduğu alan Korona salgınını kontrol etmek ve başka ülkelere yardım etmek de değil. Asıl “başarı”, Çinli sermayedarların varlıklarını katlayarak çoğaltması oldu bu süreçte. Bloomberg Milyarderler Endeksi’ne göre, dünyanın en zengin 10 isminin yani Amerikalıların (Sadece ilk onda B. Arnault ABD’li değil.) yıl başından bu yana servet kaybı 170 milyar dolar civarına ulaşırken, 500 kişilik listede yer alan 54 kişi ise varlıklarını artırdı. Özellikle bunların aralarında ilaç ve tıbbi ürün satan Çinli isimler göze çarpıyor. Özeti bu süreçte yeni satın almalarla Çin kökenli sermayenin etkinliği dünya çapında artıyor. Bu pozitif bir gelişme değil. Çünkü Çin kapitalizmi bugünkü haliyle dünyanın en vahşisi. İşçilerden mutlak itaat bekleyen yasal herhangi bir hak tanımayan, işçileri hafta sonu dahil fazla mesaiye zorlayan, sendika desen devlet aparatı dolayısıyla işçiyi de devletin parçası olarak gören kanlı bir kapitalizm.

Burada doğal olarak bundan sonra kapitalizme Çin mi önderlik edecek soruları gündeme geliyor. Bunun yanıtını vermek için erken olduğu kadar ABD’nin önümüzdeki zaman diliminde neler yapacağı da önemli. Karşılıklı “Çin virüsü-ABD virüsü” suçlamaları savrulsa da burada asıl dikkat edilmesi gereken şey Çin’in üretici-ana motor olduğu kapitalizmin mevcut halini öncelikle Çin’in bozmak istemiyor oluşu. Bu anlamda Çin ABD’yi kolluyor, kollayacak. Çin’in burada daha çok istediği şey ABD ile “eşit” bir zemine sahip olmak. Bu Çin açısından bugüne kadar yürütmeye çalıştığı bir tür “al gülüm ver gülüm” siyasetinin devamı olarak da okunabilir.

Kapitalizm kuşkusuz kendini sadece ekonomik alanda değil siyasal olarak da “yenileme”ye yöneliyor. AB içinde bazı ülkeler kararname demokrasilerine dönüşme eğilimindeyken; Çin, Güney Kore, İsrail, kısmen İtalya Korona salgınına karşı alınan tedbirler kapsamında şimdiden elektronik olarak vatandaşlarını “kontrol” eder hale geldiler. Bu olanlar elektronik kelepçe takmaya benzetilebilir. Ve bunların maalesef gönüllü deneğine dönüştüğümüz şu zaman dilimi atlatıldıktan sonra kalıcı olmayacağının bir garantisi yok. Bu kapsamda TC’deki rejimin haltlarını anmaya bile gerek yok ama ABD gibi kağıt üzerinde de olsa “demokrasi” konusunda iddialı ülkelerde de bu tür hamleler dikkat çekiyor. Örneğin New York eyaletinde çıkarılan bir yasa ile Vali Andrew Cuomo’ya salgın ve kasırga gibi durumlarda, eyaleti sınırsız valilik kararnameleriyle yönetme yetkisi tanındı. Bu türden politikaların kalıcı olmaya başladığı haller kuşkusuz Trump zihniyetinin neşesini artıracaktır.

Trump zihniyeti bu hülyalı halini muhtemelen daha uzun zaman koruyacak. Çünkü hala Korona’dan yediği darbenin mahiyetini kavrayamadığı gibi yakında ABD’nin 23 eyaletinde etkili olması ve büyük hasara yol açacağı düşünülen seller karşısında ne yapacağı da meçhul. Belki de asıl soru böyle bir şeyi dert ediyor mu olsa gerek. TC’deki muadili gibi tabii kendi kendine her şeyin daniskası olduğu masallarını da anlatmaya devam edebilir ama ben biraz daha karamsarım Trumpgillerin gelecekte “ülkede olağanüstü hal var, bu durumda seçimlere ne gerek var…” dediğini duyar gibiyim.     (yeniozgurpolitika)