Barış yalnızca savaşın yokluğu değildir. Barış aynı zamanda sağlık hizmetlerine evrensel erişimin, sosyal adaletin, istediğimiz toplumun inşasına herkesin katılımının, insan hakları savunuculuğunun güvencesidir.

Yaşadığımız coğrafyada koronavirüse karşı mücadeleyle, milliyetçilik ve şiddet dili/kültürü de pekiştirilmeye başlandı. Bir yandan covid19’a karşı kendimizi korumaya çalışırken bir yandan da iktidarın ürettiği milliyetçiliğin ve şiddet dilinin bir parçası olmamak için çabalıyoruz.

İspanya’da bulunan Barış ve Özgürlük için Uluslararası Kadınlar Birliği (Elena Couceiro ve María del Vigo – WILPF) tarafından kaleme alınan “Covid-19: Biz Asker Değiliz” başlıklı metnin çevirisini sizlerle paylaşıyoruz. VR-DER Çeviri İnisiyatifi tarafından Türkçeleştirilen metnin, yaşadığımız coğrafyada covid-19’a karşı sürdürdüğümüz mücadelede zihin açıcı olmasını umuyoruz.

COVID-19: Biz Asker Değiliz

Barış çalışmaları yürüten saygın uluslararası araştırmacı Profesör Vicent Martínez Guzmán, savaş kültürünü barış kültürüne dönüştürebilmek için zihinlerimizin özgür bırakılması gerektiğini söylerdi. Sınırlandırmalarla dolu bu günlerde onun öğretileri bizi derince düşünmeye davet etmeli. Koronavirüs krizi ilginin, sorumluluğun, birbirine saygının, toplum refahının önemini kavramamızı sağlayacak ortak değerlerin eksikliğinin altını çizdi. Geleneksel olarak kadına özgü olan değerler küçümseniyor ve kahramanlıkların yüceliğine dikkat çekmek için savaşın diline başvuruyoruz.

“Her bir İspanyol yurttaşını sergiledikleri disiplin için tebrik etmeliyim. Tüm İspanyol yurttaşları bu zor zamanda birer asker gibi davranıyorlar. İçinde yaşadığımız ya da yürüttüğümüz bu düzensiz ve tuhaf savaşta, her birimiz birer askeriz”. İspanya Genelkurmay Başkanı General Miguel Ángel Villaroya bu sözleri geçen Cuma günü (20 Mart) koronavirüs kriziyle ilgili düzenli olarak gerçekleştirdiği sabah toplantısında sarf etti. Bize koronavirüse karşı bir savaş olduğu söylendi, bize bu savaşta hep birlikte çarpıştığımız hatırlatıldı. Sağlık çalışanlarının yeterli koruyucu ekipman olmadan virüsle karşı karşıya bırakıldıklarını açıklamak için “ön saflarda yeterince silah yok” denildi. Onların yaptıkları yeteri kadar destansı değil mi? Onlara daha çok hayranlık duymak için bunu bir de savaşçı bir kahramanlıkla mı sarmalamalıyız?

Madrid’in Fuar Merkezi’nde seyyar bir hastane kuran Askeri Acil Durum Ekibi üyeleri bunun bir savaş olmadığını gayet iyi biliyorlar. Hastaneyi inşa ederlerken gökten bombalar yağmıyor. Düşman siyasi değil, insan değil, kurşunlarla öldürülemez. Enfekte olma riskini göze alıyorlar, bunu biliyorlar, kendilerine ve birbirlerine dikkat ediyorlar, ellerini yıkıyorlar, ağızlarını kapatıp koruyorlar. Bütün bunlar bizim için neden yeterince kahramanca değil?

Biz asker değiliz, biz yurttaşız. Biz doktoruz, hemşireyiz, hamalız, bakıcıyız, manavız. İlgili komşularız. Biz pencereden görünen destekleyici bir döviziz, evde solunum cihazı üreten 3D yazıcıyız. Her akşam 8’de süpermarket kasiyerleri için tutulan alkışız. Bunların hepsi destansı, başka hiçbir şey değil. Toplum olarak birbirimizi desteklemek, bizi düşmekten koruyacak bir ağ örmek, hiç de küçük bir şey değil.

Çoğu insan evde kalıyor, ama bunun bir savaş olduğunu ve yukarıdan gelen bir emire itaat etmeleri gerektiğini düşündükleri için değil. Evde kalıyorlar, çünkü bunun virüsün yayılmasını önleyerek risk altındaki grupları koruyacağını biliyorlar. Savaşçı bir çerçeveye karşı birbirimize göstereceğimiz ilginin ve dayanışmanın çerçevesinden bakmayı öneriyoruz. Yüz yılı aşkın tarihiyle feminist ve pasifist bir kuruluşun parçası olan bizler, WILPF’nin aktivistleri, hastalığı durdurmak için kullanılan iletişim yöntemlerinde özenli bir dilin yerini savaş dili aldığı için üzgünüz.

Krizi küçümsemek niyetinde kesinlikle değiliz. Aksine, dünyanın olağandışı, son derece ciddi ve özellikle de en yoksul aileler için felaket olan bir döneme tanıklık ettiğinin pekâlâ farkındayız. Dünyaya herkesin ellerini düzgünce yıkamasını duyurmak için bağırıyoruz ama Buenos Aires’in bazı muhitlerinde temiz suya erişimi olmayan insanlar var. Latin Amerika ve Afrika’nın bazı bölgelerinde virüsün onarılamayacak derecede yıkıcı olacağını düşünmemek elimizde değil. Ama bu yine de bir savaş değil.

Pasifist hareket barışı yalnızca savaşın yokluğu olarak tanımlamazken böyle bir duruma işaret ediyor. Daha yoksul olanların virüsten daha çok etkileneceğini öylece farz etmek hiç yerinde değil. Sosyal adaleti bu yüzden savunuyoruz. On yıl önce devlet hastanelerindeki yatak sayısını azaltmamak bu yüzden önemliydi. Bu kriz yaşam için ilginin vazgeçilmezliğini ve bu ilginin neden müşterek olarak gösterilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Belki de şimdi kamu harcamalarındaki önceliklerimize ve güvenlik anlayışımıza dönüp bakmanın zamanıdır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde koronavirüs ile mücadelenin silah satışlarını artırdığını birkaç gün önce öğrendik. Bu sağlık krizinin ilk günlerindeki tuvalet kâğıdı stokçuluğunun mantıksız bir şey olduğunu düşünürsek, silah satışlarındaki artışı tetikleyen şey çok daha tehlikeli. Bireyciliğin karşısında ortaklaşa göstereceğimiz ilgiyi ve dayanışmayı savunuyoruz. Bu salgının üstesinden gelmenin tek yolu bu.

Silahlara gerek yok, ihtiyacımız olan su ve sabun. Askerlere değil, sağlık çalışanlarına ihtiyaç var. Miğferlere değil, tıbbi maskelere ihtiyaç var. Tüfeklere değil, solunum cihazlarına…

Biz asker olmak istemiyoruz, ortaklaşmanın ve ortak olanın düzgün işleyişinin hayatımızı kurtaracağının pekâlâ farkında yurttaşlar olmak istiyoruz. Barış yalnızca savaşın yokluğu değildir. Barış aynı zamanda sağlık hizmetlerine evrensel erişimin, sosyal adaletin, istediğimiz toplumun inşasına herkesin katılımının, insan hakları savunuculuğunun güvencesidir. Ve birbirimizle ilgilenmenin olduğu gibi kabul edilmesinin: hepimizi hayatta tutan kahramanca bir görev.

Elena Couceiro ve María del Vigo – WILPF İspanya (Barış ve Özgürlük için Uluslararası Kadınlar Birliği)

Çeviri: VR-DER Çeviri İnisiyatifi

Kaynak: WILPF