Murat Sabuncu

Murat Sabuncu

Dink’in dediği gibi “güvercin tedirginliğini” kaldırmak için yan yana olmak gerekiyor

Bu memleketin cesur kadınları var.

Haksızlıklara karşı dik duran…

Kendi acılarının ve uğradıkları haksızlıkların yanında…

Hatta kimi zaman daha da çok…

Tüm acı ve haksızlıklar için itiraz eden, konuşan…

Rakel Dink onlardan biri…

Eşi Hrant Dink 2007’de katledildikten sonra cenazeye gelen yüzbinlere “katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim…” diyecekti.

O konuşmanın üzerinden 13 yıl geçti…

Ne o karanlık sorgulandı ne öncesinde ve sonrasında yaşananlar…

2017’de katliamın 10. yılında, bu kez eşine memleketi şöyle tarif edecekti Rakel Dink:

“10 yıldır neler neler oldu. Ah sevgilim. Malatya katliamı, İskenderun, Sevag Balıkçı, Roboski, Gezi Olayları, Suruç, Diyarbakır, Sur, Mardin, Nusaybin, Cizre, Şırnak, Tahir Elçi, Ankara, 15 Temmuz, Maçka, İzmir, Gaziantep, Ortaköy, Havaalanı ve Ortadoğu’daki savaş. Operasyonlar, terör, daha neler neler… Ülke kan gölüne döndü. Kimileri insan kanıyla duş yapmayı arzuladı. Ülkeyi bir karabasan sardı. İnsanlar korkar oldu, nefes alamaz hale geldi. Kişilikler ayakaltına alındı. Onurlar kırıldı, küçümsendi. Anneler çocuklarını toprağa vermek için doğurmuşlar sanki. Doğumu teşvik ediyorlar, fakat doğanların yaşam hakkını korumayı kimse düşünmüyor.”

Dink’in tarif ettiği sayısız acılar ve o günden bugüne yaşananlar…

Türkiye’de ve dünyada….

Her geçen gün artan nefes alamama hâli…

Diyor ya bir yerde “anneler çocuklarını toprağa vermek için doğurmuşlar sanki…”

Acıları ayırmadan, aklıma ilk gelen, kaybedilen evlatları için eyleme başlamalarının üzerinden 25 yıl geçen Cumartesi Anneleri…

Mayıs’ın son haftası, geçtiğimiz çarşamba günü…

Kendilerine “yasaklanan” meydanda polis barikatlarının önünde “kayıplarımızdan ve kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” diye haykırdılar.

Duyan oldu mu?

Belki, belli ki “yetkililerin” kulakları tıkalı acılara, hukuksuzluklara…

Ama kalbini açık tutanlar, sessiz kalmayanlar da var elbet…

İyilerin, birlikte, barış içinde yaşamak isteyenlerin sayısının hiç de az olmadığını biliyorum.

Kötüler, onlar eksik olmuyor tabi..

Cuma günü 29 Mayıs’ta gelen bir email, eksik olmayan kötülüğün habercisi idi.

Hrant Dink Vakfı’ndan gelen ve kamuoyunun dikkatine sunulan metinde şöyle deniyordu:

“Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de resmi kurumların bilgisi dahilinde, herkesin gözü önünde öldürülmesinden önce de duymaya aşina olduğumuz ve bugünlerde marifet sayarak kimi çevrelerce sıkça tekrarlanan ‘Bir gece ansızın gelebiliriz’ sloganını da içeren tehdit, Hrant Dink Vakfı’nı ‘kardeş masalları’ anlatmakla itham ediyor, ülkeyi terk etmemizi talep ediyor, Rakel Dink’i ve avukatımızı ölümle tehdit ediyor.”

Açıklamada şu kısım da önemli idi:

S”on dönemde yükseltilmesinde sakınca görülmeyen ırkçı, ayrımcı, nefret dili ancak bu tür korkunç yaklaşımları tetikler, cesaretlendirir, azmettirir.

Her vatandaşın eşit, özgür ve adil yaşamasını sağlamak için çalışmak Türkiye’de siyaset yapan tüm kesimlerin görev ve sorumluluğudur.

Oluşturulan iklimin ciddiyetini vurgulamak ve tüm yetkililere sorumluluklarını hatırlatmak üzere bu talihsiz duyuruyu yapmanın da bizim görevimiz olduğu kanaatindeyiz.”

Türkiye’de her geçen gün yükseltilen “ırkçı, ayrımcı, nefret dili”… Siyasetten sosyal medyaya yayılan, sokakta da endişe verici “ipuçları’ görülmeye başlayan dil… Ve bunun beklenen, daha önceden tecrübe edilmiş sonuçları. Emniyet Müdürlüğü tehdidi yapanı yakaladı, “şahıs” dün tutuklandı. Ama  “kutuplaştırıcı” dil son bulmadığı taktirde bu tip olaylar yaşanmaya devam edecek.

Rakel Dink…

Memleketin cesur, hakkı, adaleti arayan kadınlarından…

Ne diyordu 2017 konuşmasında hatırlayalım:

“Sadece birlikte yaşamak değil, eşit ve mutlu yaşamak önemli olan. Ve onurlu, özgür yaşamak… Gelin, bu ülkedeki güvercin tedirginliğini kaldıralım. Acıda akraba olduk demiştik. Hikâyelerimizi anlattık, dinledik. Bir o kadar da acı ve acılık dolu, keder ve gözyaşı dolu hikâyeler oluştu, çoğaldı, binlerce, on binlerce…”

Dink’in dediği gibi “güvercin tedirginliğini” kaldırmak için yan yana olmak gerekiyor. Rakel Dink’in, Hrant Dink Vakfı’nın, tehdide, haksızlığa, hukuksuzluğa uğramış herkesin…

(t24)