Günay, “Darbeye karşı demokrasi yürüyüşü” nün başarılı bir şekilde Ankara’da sonuçlandığını ifade etti.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, parti genel merkezinde Eş Genel başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar başkanlığında devam Merkez Yürütüme Kurulu (MYK) toplantı arasında açıklamalarda bulundu.

Güncel gelişmeler ve MYK gündemine dair değerlendirmelerde bulunan Günay, “Darbeye karşı demokrasi yürüyüşü” nün başarılı bir şekilde Ankara’da sonuçlandığını ifade etti.

Günay, 1 Haziran ve 1 Eylül tarihlerini kapsayan ve programın birinci aşaması olan “demokratik mücadele programının” devam ettiğini dile getirerek, yürüyüşün sonucunun kapsamlı bir şekilde MYK’de ele alındığını söyledi.

BARIŞ EN BÜYÜK İHTİYAÇ’

1 Haziran’da başlatılan demokrasi programının milletvekilliklerinin düşürülmesine yanıt olduğunu savunan Günay, “İktidarın demokrasi talebine cevabı yeni bir darbe oldu. Bu cevap bizim mücadele azmimizi artırdı. Toplumun demokrasi barış talebini artırdı. Yürüyüşümüze verilen destek bunun açık ifadesiydi. 15 Haziran’da başladığımız yürüyüşe, savaş kararı ile cevap verdi. Yürüyüş boyunca savaşın ülkeni en büyük sorunu, barışın da en büyük ihtiyacı olduğunu gördük. 90’lı yılların karanlığı sonucu topraklarını terk etmek zorunda kalan ve Federe Kürdistan Bölgesine geçen orada yaşayan yurttaşların bulunduğu Mahmur mülteci kampı savaş uçaklarıyla bombalandı. Bu saldırılar sonucunda Şengal ve Mahmur’da siviller yaşamını yitirdi. Federe Kürdistan Bölgesi’ne kara birliklerini gönderilmesi yıllara yayılacak bir saldırı politikasını devreye konulduğunu göstermektedir” dedi.

‘SAVAŞ SUÇU İŞLENİYOR’

Saldırıları kınayan ve savaş politikalarını reddettiklerini söyleyen Günay, savaş suçu işlendiğine dikkat savundu.

Kürtlere yönelik imha ve inkar operasyonlarının sürdürüldüğünü ifade eden Günay, Kürt illerine yapılan saldırılar ve kayyım atamalarının bu operasyonların sonucu olduğunu söyledi.

Günay, “Kürdün diline yönelik saldırılar, Kürdün varlığını, dilini yok etmeye yöneliktir. AKP bu saldırılardan hiçbir zaman vazgeçmedi. İmralı Adası’nda görüşmeler sürdüğü dönemde bile asimilasyonun sona erip Kürtlerin anadilinde eğitim göreceğine dair hiçbir açıklamada bulunmadı. Şimdiye kadar Erdoğan da dahil Türkiye’de Kürt kimliğini tanıyacağı ve asimilasyonu kaldıracağına dair bir girişimde bulunmadı. Mevcut iktidarların amentüsü haline geldi bu” diye konuştu.

‘BİZ BARIŞ DEDİKÇE AKP-MHP SAVAŞ DİYOR’

Federe Kürdistan Bölgesi’ne yapılan son saldırı kararlarının Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) alındığını ifade eden Günay, “Biz demokrasi, barış dedikçe, AKP-MHP iktidarı savaşı dayatıyor. Biz hak, hukuk adalet dedikçe iktidar faşizm ile yanıt veriyor. İktidar bir kez daha savaş ve ölüm ısrarını gösterdi. Pandemi sürecinde bile bu iktidar savaş çığırtkanlığından vazgeçmedi. Buradan oradaki halka ve hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı diliyoruz. Bu saldırılar beyhude ve sonuçsuzdur. Türkiye 40 yıldır aynı yöntemle ısrar ediliyor. Aynı yöntemde ısrar edip farklı sonuç beklemek siyasi körlüktür” diye konuştu.

KÜRT BİRLİĞİNİ BALTALAMAYA ÇALIŞIYORLAR’

Birlikte mücadele çağrısında bulunan Günay, şöyle devam etti:

“Kürt birliğini baltalamaya, bölmeye ve Kürtleri karşı karşıya getirme, kadim bir politikanın devamıdır. Aslında bu Kürt halkının birliğinin sağlanması engellenmek isteniyor. Kürt birliğinin sağlanmasının ne kadar hayati ve önemli olduğunu gösteriyor. 10’uncu yılına giren Suriye iç savaşı aradan geçen zamanda büyük bir insani ve ekonomik toplumsal maliyet açığa çıkarttı. İç savaşın oluşumu ve gelişim dönüşüm dinamikleri, Kürtlerle Rojava halkları arasında bütün coğrafyanın kaderini belirleyecek ortak bir mücadeleyi zorunlu kılarak ortak bir yaşamın alanını açtı. Kürt, Türkmen, Arap, Ermeni, Süryani halkları, bölgede kara veba gibi yayılan cihatçı akımlarla, IŞİD ve El Kaide gibi cihatçı akımları besleyen, onları Suriye ve Rojava’da saldırılar konusunda cesaretlendirip destekleyen, lojistik alan açan ülkelere karşı en büyük cevabı kendi birliklerini sağlayarak verdiler.

MEMNUNİYETLE KARŞILIYORUZ

2009 Aralık ayının ortasında biliyorsunuz Rojava yönetimi bir deklarasyon yayınladı. Bu deklarasyonda Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nin Rojava’daki çalışmalarındaki tüm engelleri kaldırdı. ENKS üye ve yöneticilerinin topraklarına yani Rojava’ya dönmelerine ve oradaki siyasi çalışmalarını özgürce yürütmelerinin önünde hiçbir engel kalmadığını duyurdu denildi. Aslında bugün geldiğimiz sürecin önünü açtılar. 19 Mayıs günü Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi içerisinde yer alan 25 siyasi parti, Kürt ulusal birlik partileri bir araya geldiklerini duyurdular. Ulusal birliktelik görüşmelerinin bu çatı örgüt tarafından yönetileceğini basın ve kamuoyuyla paylaştılar. Bundan sonra yapılacak olan görüşmeler için 7 kişilik bir görüşmeci heyeti oluşturdu. ENKS de 7 kişilik bir görüşmeci heyet oluşturduğunu açıkladı. Biz HDP olarak bu birlik çalışmalarını ve siyasi çelişkilerin bitirilmiş olmasını memnuniyetle karşılıyoruz.

TUTUKLU GAZETECİLER

Libya’da ölen MİT mensuplarının haberi yaptıkları için gazeteciler tutuklu. Gazeteci Aydın Keser, Ferhat Çelik, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Hülya Kılınç, Murat Ağırel 24 Haziran’da ilk kez duruşmaya çıkacaklar. Dört aydır tutuklular. Bu dört aylık süreci tek kişilik hücrelerde, izolasyon altında geçirdiler. Bu gazeteciler basın mensupları şahsında aslında halkın haber alma hakkı yargılanıyor. Mesleklerinin gereğini yerine getirip iktidarın gizlediklerini halkla paylaşan bu gazeteciler ve habercilik faaliyetleri nedeniyle tutuklanan bütün basın mensupları bir an önce serbest bırakılmalıdır. Bizler de o gün duruşma günü hep olduğu gibi tekrardan duruşma salonunda, basın emekçisi arkadaşlarla dayanışmak için orada olacağız.

BAROLARIN YÜRÜYÜŞÜ

Barolar da ‘savunmaya özgürlük’ sloganıyla Ankara’ya yürümeye başladılar. AKP iktidarı, muhalefetin her alanını dizayn etmeye çalışıp, engellemeye çalıştığı gibi muhalefetin her alanına yaptığı gibi barolara ve meslek odalarına yönelik bir hazırlığı var. Buradan bu yürüyüşe katılan, darbe hazırlığını kabul etmeyen savunma emekçilerinin ve baroların yaptığı yürüyüşü de buradan selamladığımızı ve kendileriyle dayanışma içinde olduğumuzu sizler aracılığıyla paylaşmak istiyorum.”     (MA)