Silvia Lazarte Flores öldü. Bolivya anayasası kurucu meclis başkanı bir köylü kadındı Silvia Lazarte. İnsanın geriye dünyanın en demokratik anayasalarından birinin kurucusu olarak anılabilmesi ne güzel;

“Evvel zaman içinde, dağlar yükseldi, ırmaklar yatağını buldu, göller oluştu. Amazon bölgemiz, Chaco’muz, platomuz, yaylalarımız, ovalarımız yeşilliklerle ve çiçeklerle kaplandı. Bu kutsal Toprak Ana’yı çeşitli yüzlerle donattık ve o günden bu yana, her şeyin çoğulluğunu ve varlık ve kültürler olarak çeşitliliğimizi taşıyoruz. Halklarımız böylece mutluluk içindeydi ve uğursuz sömürgecilik günlerine dek ırkçılığı asla bilmedik.”

Diye başlayan bir Anayasa bu ve içinde başka bir dil de resmi dil olur mu diyen tek dilcilerin gözüne sokulabilecek şöyle maddesi de vardı örneğin;

“İspanyolca ve özgün köylü yerli ulus ve halkların bütün dilleri, aymara, araona, baure, bésiro, canichana, cavineño, cayubaba, chácobo, chimán, ese ejja, guaraní, guarasu’we, guarayu, itonama, leco, machajuyaikallawaya, machineri, maropa, mojeño-trinitario, mojeño-ignaciano, moré, mosetén, movima, pacawara, puquina, quechua, sirionó, tacana, tapiete, toromona, uru-chipaya, weenhayek, yaminawa, yuki, yuracaré ve zamuco, resmî dillerdir.”*

Biraz daha önceden tanıyorum ben. Barikatlar vardı La Paz meydanlarında ve köylü kadınların önündeydi bu barikatlarda Silvia. Gümüş ve altın dağlarının -abartmıyorum ya da şiirsel yazmıyorum gerçekten dağlarının- ülkenin kalbinden sökülerek dünya kapitalizminin ilk sermaye birikimini, daha doğrusu patlamasını, meydana getiren, dünyada en çok sömürülmüş topraklardan biri olan Bolivya’nın halkı artık, yine topraklarından çıkan doğal gazı kimsenin kontrolüne terk etmeyeceğiz diyordu. Dinamit lokumlarıyla kendilerini savunuyordu. Onlarca kişinin öldüğü bu isyanın arasında, Madenciler sendikasının bir köşesinde röportaj yapmıştım onunla. Madenciler, ceplerinde yarım kesilmiş dinamit lokumları ve koka yapraklarıyla bizi dinliyordu. Ana dilinde konuş demiştim. Quecha’ca konuştu. Üç ya da dört kelime biliyordum o kadar ama insanlar ana dillerinde her zaman çok güzel konuşuyorlardı.

Tabii ki o kadar yıldır, bu röportajı hala çevirtemediğim için üzülüyorum ve ne yazık ki ya da ne güzel ki heybem, sadece o değil, dünyanın bir sürü yerinden Tzotilce, Korece, Arapça, Galce, Abhazca ve bir sürü anlamadığım dilden röportajlarla dolu, sürekli onları gördüğümde ah bunları çevirecek birilerini bulsam dediğim…

Silvia Lazarte Flores’in, bir köylü kadının kurucu başkanı olduğu o anayasayı bulun. Canınız sıkıldığında ya da alçaklardan daraldığınız da okuyun mutlaka. Yaşıyor onda…

* Sibel Özbudun’nun yazısındaki anayasa çevirisinden….

(yeniozgurpolitika)